Sun Siyasi&Aktüel Gazete

Reklam

Kırım Haykırıyor

Kırım Haykırıyor
212 views
14 Ocak 2020 - 15:52

Azeri özbek, kazak ve diğer türk devletlerinde yaşayanlar TÜRK’tür. Özbek Kazak, Uygur, Kırım diğer coğrafyalarda yaşıyoruz. Dilimiz,özümüz Türktür lehçe farkı vardır.
Tarihimiz biz Türk milletine doğru aktarılmadı, öğretilmedi. Kırım tatar Türkü, Kırımda yaşayan, Yiğit bir Kırım Türkü, rusca-turkce-ukraınca dillerinde kitap-dergi ve makale tercumesi yapıyor. Sun siyasi, aktuel gazete adına yetkili İbrahim Sun şunları söyledi; Beni sizlerle paylaşacağım yazı çok duygulandırdı. Gazetemize 1934 doğumlu babam Emin İlhan Sun ziyarette bulundu. Bu yazıyı gazetemizde bulunan babam ve arkadaşlarımla paylaştım. Babam bunun üzerine çocuktum net hatırlamıyorum Sarayköy ilçesinden aynı zamanda Denizli ilinden vagonlarda esirllerin götürüldüğünü duymuştum dedi. 1945 yılında gerçekleşen vagonlarla giden acaba Kırım Türklerimiydi düşüncesi hasıl oldu. Osmanlı imparatorluğunun iç ve dış mihraklar tarafından yıkılışından sonra, manevi ve maddi sıkıntı derdinde olan milletimin vagonlarla taşınan esirler hakkında duyarsız kaldığı, bilgi sahibi olamıyacağını… ’’
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise bu denli devasa, kitlesel ve çok uluslu yapılar tarafından soykırıma uğratılan ve uğramaya devam eden Türk milletine, soykırım yaptığı iddiaları üzerinden soykırımcı yaftası yapıştırılmaya çalışıldığını görüyoruz.
O dönem hükümetinin yaptığı büyük gafı haykırıyor. MAVİ ALAY milletimizin bilmediği göz ardı edilemiyecek duyarsızlık, hainlik…
Saygıyla yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Boraltan Köprüsü Olayının Kürsülerden bütün detayları ile anlatıldığını biliriz. ama ‘Mavi Alay’ gerçeğini kimse konuşmadı. Kırım Türklerinin yaşadığı bu “trajik olay”, onların tarihten bu yana Türk Dünyasında nasıl öksüz bırakıldığının göstergesidir.
Hep okur ve duyarız. Tatarlar Almanlara yardım ettiği için Ruslar tarafından sürgün edildi diye. ama Kimse bunun öncesini sormaz. Kavkazlar, Çerkesler, Ahıska Türkleri neden sürgün edildi diye merak etmez. Mavi Alay’ın öyküsünü çok azımız bilir.
Mavi Alay Yıl 1942;
Refik Saydam ölmüş, yerine Nazi Almanyasına yakınlığıyla bilinen Şükrü Saraçoğlu başbakanlığa getirilmiş, Milli Şef İnönü tarafından. Ruslar Doğu cephesinde sürekli geri çekilmekte; Almanlar hem insanları kırmakta hem de önlerine çıkanı yakıp yıkarak ilerlemekte. Öyle günlerdeyiz ki, başta Cumhuriyet gazetesi basın, çoğunlukla, Nazilere övgüler düzmekte, Nazilerden yana savaşa girmemizi savunan devlet adamlarının demeçlerini manşetlere taşımakta. Ve Ankara, müttefiklere sezdirmeden Kırım Türklerini, Almanları desteklemeleri için iknaya soyunuyor. Kırım Türklerine “Tek Parti Hükümetinin teşvikiyle Nazi ordularına kılavuzluk yapmak ve istihbarat sağlamak amacıyla bir askeri birlik kurduruluyor; adına da ‘Mavi Alay’ deniyor.”Almanların yanında savaşmanın hem Kafkaslara hem de Kırım’a özgürlük getireceğini fısıldıyor Ankara:“Stalin’in de zulmünden sonsuza değin kurtulacaksınız!” Kırım Türkleri de var güçleriyle savaşıyor ancak 1944’de savaşın gidişi değişiyor, Almanlar geri çekiliyor. Mavi Alay da önce Kuzey İtalya’nın Pazulla bölgesine yerleştiriliyor; Kafkasya’yı andıran bu dağlık bölgede yeni bir yaşamın temellerini atmaya çalışıyorsa da bu hayal uzun sürmüyor. Çünkü müttefikler İtalya’nın kuzeyine doğru ilerlemekte. Kırım milleti de kopup geliyor Rusun eklinden kurtulan çoluk çocuk, bu kez Avusturya’nın yolunu tutuyor. Drau Irmağı kıyısında, Ober Drauburg yöresinde tutunmaya çalışıyor. Ama çileleri bitmemiştir henüz; Ankara’daki tek parti diktasıysa hepten sırt çevirmiş, onları tanımazlığa yatmıştır artık. İngilizler giriyor Avusturya’ya ve 8. Ordu hepsini tutsak ediyor o saat. Bu tutsaklığı kurtuluş olarak görenler var; Ankara’nın devreye gireceğini, kendilerini göçmen olarak kabul edeceğini sanıyorlar.
İngilizleri dilekçe yağmuruna tutuyorlar Türkiye’ye gitmek için. Ama Ankara hem duymaza hem de almaza yatıyor. Tam o sırada Londra, yapılan bir anlaşmayla Kızıl Orduya teslim edilmelerini emrediyor! İngilizler Kırım Türklerine,“Ruslardan öldürülmeyecekleri konusunda güvence aldıklarını” öne sürüyorlar. Hepten yalandır bu; güvence falan yoktur elbet! Bu arada Moskova, gereken emri Kızıl Orduya vermiş Kırım Türklerinin teslim alınır alınmaz kurşuna dizilmelerini söylemiştir. Bütün umutlar yok olmuştur artık. Ve o anda toplu olarak intihar etmeye karar verirler Sovyet askerinin eline düşmektense. Çocuklarının ellerini tutan kadınlar kendilerini Drau Irmağı’nın buz sularına atıyorlar; boğuluyor hepsi de. Hemen arkalarından binlerce Kırımlı daha ölümü seçiyor Rus’un kurşununa hedef olmaktansa.“Suda çırpınanların çığlığına, kıyıdakileri feryadıyla karışık duaları karışıyor; birkaç gün içinde 3 bin tutsak Drau Irmağında boğularak ölüyor.” Kalan 4 bin kişi Ruslara teslim ediliyor. Kızıl Ordu bu tutsakları trenle Rusya’ya götürmek istiyorsa da Türkiye’nin dışında kalan bütün demiryolları savaşta tahrip edilmiştir. Moskova, Ankara’dan izin istiyor ve bu insanları kışkırtan, onları Nazi saflarında savaşa sürükleyen tek parti Ankara’sı o saat izni veriyor Ruslara! Tutsakların yüreğinde yeni bir umut ışığı yanıyor, tıkıldıkları yük vagonlarının deliklerinden Edirne’yi görünce. Anavatan onları yalnız bırakmayacak, kapıları açıp salıverecektir hepsini. Olmuyor tabi. Umutlar kursaklarda kalıyor. Tren Kars’a varınca haykırıyorlar Türk askerine:“Bunlara bırakmayın bizi; siz vurun!” Asker sıkışmıştır emirle vicdan arasında. Ankara’dan gelen heyetse son tutsağa değin hepsini Ruslara teslim edecektir. Derken vagonlardan birinin kapılarını kırarak dışarı fırlayanlar kendilerini trenin geçmekte olduğu Serder Abad Kızıl Çakçak barajının sularına atar; intihar eder. Bu son intiharlardan sonra 7 bin kişiden geriye 2 bin kişi kalır Ruslara teslim edilen. Türk heyetinin gözleri önünde Kızıl Ordu bu 2 bin kişiyi de kurşuna dizer. Heyet kılını kıpırdatmadan Ankara’ya döner.
Mavi alay yüzünden tatarlara bu yakıştırmanın yapılması elbette utanç verici. ama asıl utanç verici durum, zamanın Türkiye cumhuriyeti hükümetinin bu durumu görmezden gelmesidir.
Atalarımıza haksız ve hadsiz şekilde izafe edilen soykırımcı iftirasını görmezden, duymazdan gelmek, “Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı” diyen şairimizin vasiyetini, çiğnemek, masum ve mağdur atalarımızın kemiklerini sızlatmak anlamına gelecektir. Dirilerin ölülerine borcu, onların aziz ve temiz hatıralarına sahip çıkmaktır.
(Bu yazının bazı bölümlerinde Sovyetler birliği dağıldıktan sonra, devlet arşivlerinden ortaya çıkan belgelere yer verilmiştir.)

REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.